|
İsveç’in
Göteborg kentinde yapılan ve Türkiye de dahil olmak üzere 13 aday ülke
temsilcilerinin de katıldığı AB zirvesi sonuçları, Ankara’da pek öyle
sevinçle karşılanmadı. Halbuki Göteborg’daki toplantıya katılan 76 yaşlı
Başbakan Ecevit ve Dışişleri bakanı Cem kendi ifadeleriyle dersek memnun döndüler.
Üye olmak isteyen biricik Müslüman devlet olarak Türkiye açısından AB
genişleme sürecinde özel yeni handikaplar ve engeller ortaya çıkmamıştır.
Aday ülkeden üye ülke olmak için neredeyse politik ve hukuk yapısını
tamamını AB kriterleri ve ilkeleri uyarınca yenilemesi gerekir ki bu da aslında
bütün yargı, yasama ve yürütme sistemlerinde köklü reformlar yapılması
demektir. Halen TBMM, gece mesaileriyle yürürlükteki anayasanın 37
maddesinde değişiklik ve ekler yapılmasına yönelik çalışmaları yaz
tatiline kadar bitirmeye gayret ediyor.
Bu
arada Anayasa mahkemesi kapatılmış Refah Partisi’nin devamı ve uzantısı
sayılan Fazilet Partisi’nin de kapatılması davasında karar aşamasına
geldi ve bu da bir AB sınavı anlamına gelmektedir. Zira Birlik ülkelerinde
bu gibi nedenlerle kolay kolay parti kapatılmıyor ve üstelik siyaset yapma
yasakları genelde ender hallerde gündeme geliyor. Fakat her şeye rağmen Türkiye’nin
bugünkü yönetimi her ne pahasına olursa olsun; kapıları kırarak bile olsa
AB’e girmeye kararlı.
Derken
epey Türk nüfusuna sahip komşu Bulgaristan AB üyeliği yolunda önemli aşamalar
kaydediyor ki bu da Türkiye için oldukça
dikkat çekici sonuçlara götürüyor. Çünkü genelde
Bulgaristan’dan Türklerin Türkiye’ye göçleri, Balkanlarda Osmanlı
idaresi sona erdiğinden beri 120 yıldır
sürüyordu ve halen Bulgaristanlı göçmen
sayısı milyonların üzerinde. Ne var ki şimdi gündemde olanlar, Todor
Jivkov’un Bulgaristan’ını Haziran 1989’da terk etmeye zorlanmış Türklerdir. Tamı tamına 12 yıl önce yaklaşık 320 bin Türk,
Bulgaristan’dan Türkiye’ye geçmiş, ana baba günleri yaşanmış, geri dönenler
de olmuş, fakat çok sayıda göçmen
kalmış ve T.C. vatandaşlığına geçmişti.
Ama
onların Bulgaristan vatandaşlığı bugün yeniden önem kazanmış durumda.
Pazar günü Bulgaristan’da yapılan parlamento seçimlerine çifte vatandaşlığa
sahip olup Bulgar yasalarınca oy hakkı bulunan söz konusu göçmenler de katıldılar
ve yaklaşık 15 bin T.C. vatandaşı, oy kullanmak için Kırcali’ye gitti.
Ama oy hakkı bulunan 50 bin üzerinde vatandaşın hepsinin Bulgaristan’a
gitmesi doğal olarak imkansızdı ve bu nedenle Bulgaristan yetkilileri oy sandıklarını
Türkiye’ye getirerek büyük kentlerde oy verilmesine olanak sağladılar.
Sadece Bursa’da 14 bin kadar göçmen oy kullandı. Bazı zorluklara rağmen
bu, Bulgaristan’da radikal yenilenmenin göstergesiydi.
Oy
kullananların amacı, Bulgaristan’daki Türklerin siyasi ağırlığının
artmasıdır ve ayrıca AB üyeliğine yaklaşan Bulgaristan’daki avantajları
kendileri kullanabileceklerdir. Aslında hem Türkiye, hem de Bulgar vatandaşı
olan bu insanların AB ülkelerinde serbest dolaşım hakkından yararlanma hakkı
bile var, çünkü Bulgaristan vatandaşlarına böyle ayrıcalık tanınıyor.
Kısacası Bulgaristan Türkleri, T.C için bir nevi AB köprülerinden biridir.
Şimdi
Bulgaristan’da durum çok farklı
ve maziden gelen hayalet gibi kral II. Simeon iktidar yolunda. Parlamentoda ise
soydaşların Hak ve Özgürlükler Hareketi ağırlığını koymaktadır. Zira
tahminler doğru çıktı ve artık Türklerin parlamentoda denge partisi olmaya
yetecek kadar sandalye kazandığı pazartesi akşam kesinleşti. Şimdi eski
kralın kuracağı kabine merakla beklenirken, Bulgar Türkleri de kendi planlarını
çizmekteler.
Ama
Pazar gününün en önemli olayı, Bulgaristanlı Türklerin Sofya’dan
getirilmiş oy sandıkları çevresinde oluşturdukları kuyruklar değildi. Asıl
olay Türkiye genelinde düzenlenen ÖSS idi. Yaklaşık bir buçuk milyon
liseli, üniversite sınavı heyecanı yaşadı. İddialı öğrenciler, üç
saat içinde 180 soruyu yanıtlamak
zorundaydı ve en az 105 puan almaları gerekiyordu. Her soru için ortalama bir
dakikalık süre veriliyor. Trafik polisi de bir nevi jest yaparak 12.30’a
kadar sürücülerin korna kullanmasını yasaklamıştı ki öğrencilerin
dikkati dağılmasın.
Türkiye'de
artık yaşamın bir parçası olan ÖSS, bir çok ülkeler için hakikaten
ilginç bir uygulamadır. Aslında giriş değil, eleme sınavı söz konusudur.
Genel lise programları seviyesinde hazırlanan soru kitapçığı, normal lise
mezunu için zor olmayabilir ama daha elit ve prestijli üniversitelere
kaydolmak için yani bunları tercih hakkını kazanmak için lise performansı
yeterli olmuyor ve hazırlık için dersanelere akın da buradan kaynaklanıyor.
Ülkedeki
üniversite sistemi, sosyoekonomik liberalleşme sürecinin gereksinimlerini karşılayacak
nitelikte değil ve gerçekten hem sağ, hem de sol radikallerce şiddetle eleştiriliyor.
Özel üniversiteler gittikçe yaygın hale geliyor, devletinkilerse kısıtlı
olanaklarla ve parasızlıkla boğuşmaktalar.Üniversiteler, diplomalı gençlerin
sayısını artırırken, piyasa ekonomisi ortamında pratik bilgilere sahip
kaliteli kadro yok.
Mezunlar
işsiz ve mutsuzlar: kendilerini denemek için ortam da müsait değil. Buna rağmen
üniversitelere akın sürüyor, milyonu aşkın liseli, özel hazırlık
dersanelerine astronomik miktarlarda para dökerek ÖSS engelini yüksek puanla
aşmaya çalışıyor. Eğitim sektöründeki durumu artık ticari etmenler
belirliyor vr genç nüfusun yoğunluğu da sorunu derinleştiriyor. Öte
yandan Liselerde ve üniversitelerde başörtüsü yasağı uygulanmakta. Ve
pazar günü başörtüsü olan kızlar sınava alınmadılar ki bu da Türkiye'ye
özgü, ilginç bir olaydır. Peruklar da fayda etmedi.
|