|
4
Haziran günü Ankara’ya gelen ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, bir günlük
işini tamamlayarak Kiev’e geçti. Türkiye’nin başını ağrıtan bir sürü
mesele ise aynıyla gündemde kalıyor ve çözüm bekliyor. Geçen hafta Budapeşte’de
düzenlenen NATO toplantısı sonuçları Rumsfeld’in Ankara’daki görüşmelerine
farklı boyut kazandırmıştı. Amerikalı Bakan Türkiye SK yetkilileri ve Başbakan
Ecevit’le her şeyden önce Irak’la ilgili sorunları görüştü ve derken
Irak’la yakınlaşmanız gerekir gibisinden oldukça şaşırtıcı teklifle
karşılaştı.
ABD
ve İngiltere’nin Akıllı önlemler paketi, BM’de Rusya ve Çin’in, ayrıca
hep farklı görünmeye çalışan Fransa’nın pek hoşuna gitmedi. Türkiye
ise komşu Irak’la büyük sorunlar ve anlaşmazlıklar istemiyor ve Ürdün
gibi Türkiye’ye de tankerlerle aralıksız olarak Irak mazotu getirilmektedir.
Bu petrol ürünlerinin çoğu ülkeye kaçak sokulmaktadır, zira Irak’tan
petrol ihracatının denetiminden sorumlu ve yetkili olan BM, bu tanker trafiğini
kontrol edemiyor. Öte yandan Saddam, eski yaptırım rejiminin süresini sadece
bir aylığına uzatan BM’in ara kararına cevaben petrol vanalarını kapattı
ve tankerlerle Türküye ve
diğer komşu ülkelere petrol taşınmasını ise engellemedi.
Sınır
ticareti kapsamında Irak'tan ithal edilen petrolden ve mazottan elde edilen karın
gerçek tutarını belirlemekte uzmanlar bile zorlanıyorlar.
ABD, Saddam'ın bu karları
askeri sanayi ihtiyaçları için kullanacağından endişe ettiğini müttefiklerine
devamlı olarak hatırlatmaktadır.
Görüşmelerde
ayrıca Türkiye'nin Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası çerçevesinde
kurulacak olan 60 bin kişilik
askeri gücüne katılım konusu ele alındı. Avrupa için tehlike teşkil eden
kriz hallerinde NATO imkanlarından da yararlanmak suretiyle kullanılacak bu
ortak kuvvetlerin danışma, komuta ve karar mekanizmasında ise sadece AB üyesi
olan ülkelerin yer alması düşünülüyor. Başka deyimle Türkiye burada dışlanmış
durumda kalacaktır. Ankara böyle bir projeyi kesinlikle kabul etmiyor ve karar
mekanizmasında yer almadığı bir AB askeri gücünün kendi güvenliği açısından
tehlikeli olduğunu belirtiyor. Buna göre sadece AB ülkelerinin değil bütün
üye ülkelerin güvenliğini amaçlayan NATO altyapısı ve imkanlarını
kullanacak olan Avrupa gücünde NATO üyelerinin ve ayrıca Türkiye'nin de
karar alma açısından görüşü
alınmalıdır.
AB
üyelerinin, NATO üyeleri karşısında avantajlı duruma sahip olacağı ortak
Avrupa gücünün NATO'yu zayıflatacağı bellidir. Bu kuvvetin harekat ve
kulanılmasına ilişkin kararlar alınırken NATO yetkilileri ikinci plana
itilirlerse bu durumda Türkiye NATO üyesi olarak, söz konusu harekatın
Balkanlarda ve doğu Akdeniz'de kendisi için tehlike oluşturmaması bağlamında
makul garantiler istemektedir. Rumsfeld, AB gücünün NATO'yu alt etmemesi için
bu konuda azami derecede makul bir çözüm doğrultusunda ABD'in her türlü önlem
alacağına dair taahhüdü yeniledi. Çünki aksi halde bu, Bush idaresinin
Antiroket Kalkan projesine de karşı çıkan Rusya'nın lehine olur ve onun işine
gelir. Dünya piyasalarında petrol fiyatları arttıkça Rusya'daki hakim çevrelerin
agresif süperdevlet edaları daha da belirginleşiyor.
Kafkasya
dörtlüsü Rusya, Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan liderlerinin Minsk'teki
son zirvesinin açıkça ortaya koyduğu gibi Moskova'nın süpergüç huyu ve
takıntısı ciddi bir sorundur ve Transkafkasya mahkum durumdadır.
Transkafkasya komünistlerinin Kızıl Köprü adlı, kendi bayrak ve tüzüğü
olan ortak bir teşkilat kurma girişimine bir çokları gülüp geçiyor.
Panteleymon Georgadze ciddiye alınmaz, önemsiz biri olarak görülebilir,
Kafakslarda dolaşan kabus, belki de gülünç olabilir. Ama bizler, Rusya Komünist
(bolşevikler) Partisinin aynı şekilde maceracı ve önemsiz kişilerden
kurulu Kafkasya Bürosu'nu (1920 - 1922) daha unutmadık. Onlar, ''halkın'' adından
İşçi ve Köylü Kızıl Ordusunu Kafakslara davet ermiş ve Rus süngüleri
sayesinde iktidara gelmişlerdi. Ayrıntılar, Lavrentiy Beriya'nın ''Transkafkasya'da
Bolşevik Örgütlerin Tarihi Konusuna Dair'' araştırmasında yer almaktadır.
Ankara'ya gelince, görünen o ki burada NATO'nun kuruluş
nedenlerini çoktan unutmuşlar.
|